Ailenin Yeni Ferdi

Öykü — Galip Çağ

O gün eve gelen herkes “hadi geçmiş olsun, bak bir şey kalmadı” deyip kazada yaralanan ayağına dokundu Ahmet’in. Sargıları alınınca gerçekten de her şey normal görünüyordu. Doktor tam istediği gibi estetik dikiş atmış, aldığı parayı sonuna dek hak etmişti. Yine de onun o mahzun duruşu hiçbir ziyaretçiyi tatmin edememişti.

Annesi Ahmet’e televizyonlu odayı hazırlamıştı. Kadife kumaşı yüzünden ne zaman uzun süre uzansan bedenini yakan çekyat açılmış, temiz çarşaflarla konforlu bir yatak hazırlanmıştı. Ancak çekyatın televizyona paralel duruşu yüzünden yan yatmak zorunda kalmış böyle olunca da yaralı ayağı diğer ayağının üzerine binmişti. Çocukluk alışkanlığıyla elini de yanağı ile yastık arasına koyunca bakışları fazla hüzünlü hale gelmişti.

İlk birkaç gün böyle geçti. Ahmet onu ziyarete gelenlerin, annesiyle uzun uzun sohbet edişlerini, birkaç çeşit hazırlanmış ikramların tüketilişini, zihnine işleyen porselene çarpan metal sesleri eşliğinde izledi. Annesine defalarca, artık odasına geçmek istediğini söylediyse de “misafirlere ayıp olur” çıkışıyla engellendi. Doğru ya; insanlar onun için! geliyordu.

Kazadan bir hafta sonra ona çarpan adam geldi geçmiş olsuna. Odaya girdiğinde içine dolan korkuyu kimseye anlatamadı. Adamın yanı başındaki sehpaya koyduğu pekmez kavanozuna da, “iyi gelir, kan yapar” izahına da anlam veremedi. Ayrıca o da sürekli “maşallah, geçti, gitti” dedi durdu. Herkesin onun iyileştiğini düşünmesine canı çok sıkılıyordu. Hâlbuki insanın iyileşmesi ile yaranın iyileşmesi aynı şey değildi.

Tam bir hafta sonra ayağının üzerine korkmadan basarak evin içinde gezinmeye başladı. Ara ara sızlasa da durum iyiydi. Sonra paralel çekyatta, uzanmadan oturmaya başladı. Yatak toplandı, evde her şey normale döndü.

Sokağa çıkması için bir ay gerekti. Hafif aksasa da yardımsız yürüyebiliyordu. Önce bakkala, sonraki gün parka, bir hafta sonra da çarşıya gidecek kadar iyi hissetti. Ancak kazanın olduğu sokak başına hiç gidemedi. Yüksek egzoz ve fren seslerinden sürekli irkildi. Cadde neredeyse boş gözükmedikçe karşıya bile geçmedi.

Tüm bunlar olurken eve her döndüğünde annesi de babası da ayağındaki yarayı kontrol etti. İyice görünmez olup o iyileşmeye işaret eden pembeliğe dönünce de kontrol etmeyi bıraktılar. Ahmet iyileşmişti.

Aradan geçen zaman zihnindeki korkudan uzaklaştırmadı onu. Hala seslerden, arabalardan ve caddelerden korkuyordu. Çocuk aklıyla “keşke bütün arabalar yok olsa” diye geçiriyordu çoğu zaman. Ama bunu çevresindekilere anlatsa güleceklerdi muhtemelen.

“Markete git de ….al” dedi annesi o gün. Bir şey diyemedi ama ona, dikkat etse çok fazla anlam çıkaracağı korku dolu gözlerle baktı. Ama annesi o sırada sadece para arıyordu çekmecelerde. Çaresizce kabul etti, hazırlandı ve çıktı.

Kaldırımdan zaten inmiyordu ama artık kaldırımlara da bir sürü araba park edildiği için mecburen yola çıkmak zorunda kalıyordu. Tabi uzun süre güvenli hissedecek kadar boş bir anı gözleyerek.

Market, caddenin karşısında olduğu için tedirgindi. Yaya geçidine ulaşmak için epeyce yürüdü, marketten de uzaklaşmayı göze aldı. Işıkta bekleyen anne ve oğlunu görünce rahatladı. Beraber geçmek güvende hissettirecekti. Yanlarına gidip beklemeye başladı. Trafiğin akışı sol taraftan olsa da iki tarafı da durmaksızın kontrol ediyordu. Muhtemelen onu izleyen herkes tenis maçı izler gibi hareket eden bu adamı garipserdi ama o umursamadı. Elleri terliyor, kalbi giderek artan bir şiddetle atıyordu. Sonunda ışık sarıya dönünce derin bir nefes aldı. Az sonra yeşil ışık yanacak, araçlar duracak ve o da rahatça karşıya geçecekti. Ama…

Annesi telefonla konuşurken yanındaki çocuk bir anda yola atıldı…

Ahmet’in dizleri titredi. İlk hamlesi ileriye doğru oldu ama anında durdu ve duruşunu muhafaza etti. Çocuğa bağıracak oldu bunu da beceremedi. Sonunda sert bir hareketle çocuğu tişörtünün kapüşonunu yakaladı ve geriye çekti. Bu sırada kornaya basarak hemen diplerinden geçen araç, şuurunun tamamen kaybolmasına sebep oldu. Ses tüm zihin fonksiyonlarını kitlerken anne, çocuğunu sarsarak azarlamakla meşguldü.

Dış sesler yavaş yavaş kulağında belirginleşmeye başlarken Ahmet kaskatı kesilen bedenini ancak hissetmeye başladı. Şuuru yavaş yavaş yerine gelirken annenin kolundan tutarak ona teşekkür edişini duydu. Travmanın görünmeyen soğukluğu bedenini ilk kez bu kadar sert şekilde esir almıştı.

Kendine gelince üç tur bekledi yeşil ışığın yanmasını. Güvende hissedince karşıya geçip markete gitti, annesinin siparişini aldı ve aynı yolları geçip eve ulaştı.

Deli gibi atan nabzından sebep kan ter içinde kalmış, göz bebekleri büyümüş ve rengi her zamanki gibi kırmızıya dönmüştü muhtemelen ama annesi sadece alışveriş poşetini kontrol etti.

Ahmet yavaşça içeri geçip elini yüzünü yıkadı ve aynadaki aksine baktı bir süre. Ona göre kaza günü eski Ahmet kaldırımda kalmış bu yeni Ahmet ise yakınlarının umursamazlığı sayesinde tüm korkularıyla ailenin yeni ferdi olmuştu. Artık biliyordu ki iyileşmek iyi olmak değil kırılmış yeni kendiyle birlikte yaşamayı öğrenmek demekti.

Başını kazadan sonra ilk kez kaldırdı, televizyonlu odaya geçip baygın baygın televizyon izleyen babasına seslendi:
“Hızlı ve Öfkeli vardı, açsana, başlamıştır.”

Galip Çağ