
Öykü — Murat Orçan
Yerin onlarca metre altında metro durağına inerken, tam kartımı okutacakken çıktı karşıma sarı sarmal bir kedi. Ben daha bu kedi de nasıl gelmiş buraya diye düşünürken göz göze geldik. Hayatın durduğu anlardan biriydi bu göz göze gelme hali. Bilemedim nasıl davranacağımı, sanki o an çocukluğumda yaptığım bir yaramazlık sonrası anneme yakalanmış gibi hissetmiştim, komşunun bahçesinden erik aparırken Selahattin amcayla göz göze gelmiş korkusuyla karışık bir andı. Sarı sarmal bir kedi nasıl oldu da bir anda beni çocukluğumun en travmatik anlarına götürdü şaşırıp kalmıştım. Oysa bu duyguları sandıklara saklayıp kaldıralı çeyrek asır oluyordu ve ben artık “modern” dünyada bu duyguları yaşayabileceğimi düşünmüyordum.
Eve geldiğimde vakit çok geç olmuştu.
“Nasıl hızlı geçiyor zaman, bulaşıklar dağ gibi oldu, çamaşır sepeti kurutmalıklarda asılı olanları toplamamı bekliyor, şu kitabın önsözünü bir türlü geçemedim sanki Süper Mario’nun en geçilmez yerine geldim. Tarık Tufan mı söylemişti bu sözü? Oyunlarda geçilmekte zorlanan yerleri ver de geçeyim diyen abiler vardı. Aman neyse ne canım. Uzun zamandır film senaryosu da yazmıyor zaten artık Tarık. Ne kadar da samimisiniz bu yazarla, hep Tarık diye mi bahsedersiniz ondan? Sinema dünyası böyledir kuzum alışırsın. Bizim Ali Rıza film çekecek yakında, bakarsın ufak bir rol verir bana da. Sen önce önsözünü bitiremediğin kitabı oku hadsiz.”
Kendime attığım fırçadan sonra oturduğum koltuktan kalktım ve üzerimi değişmeye gittim. Aklımın bir köşesinde hala sarı sarmal bir kedi yaşıyordu. Bakışlarında farklı bir şey vardı. Umut desem değil, acımtırak haller desem tam karşılığı değil. Buldum, gözlerinde o an kendimi görmüştüm. Neyse ki hamamda değildim ve evreka diyerek çıkmak zorunda kalacağım kadar büyük bir keşfe imza atmamıştım. İnsana öyle hissettiren çok az an vardır ve ben ömrüme henüz böyle bir an ekleyememiştim.
Henüz bana isnat edilen yaşam şekliyle barışabilmiş değilim. Yaşım şairler skalasında ömrün ortasını geçmiş olsa da o bilindik yaşam adetlerine bir türlü uyum sağlayamadığım için beni yerle yeksan edecek kurallar silsilesine biat etmemiştim. Hakkımda çıkan dedikodulara inat aslında böyle bir dedikodu yapacak kadar kalabalık da değilim ama yine de kendimle olan savaşımda düştüğüm durumlar pek parlak değil. Yeniliyorum sanırım kendime. İnsan önce kendiyle barışmalı der birçok psikolojik metin. Henüz kendimle yüzleşecek o zihin parlaklığına erişememişken bana pek hitap etmiyor sanırım bunlar.
Önsözünü bitiremediğim kitabı elime aldığımda anladım ben sarı sarmal kedinin ne olduğunu. O kendimi görmem için bana uzatılmış bir ayna. Yerin onlarca metre altında, kimsesiz, ilgiye muhtaç ve gözlerinde bir yoksunluk bayrağı dalgalanıyor. Yalnızlığın mutluluk getirdiği yalanına inandığım günden beri zihnim tam olarak bu halde. Öyleyse kimseye etmem şikayet, ağlarım ben halime modundan çıkıp artık demir almak günü gelmişse bu yalnızlık limanından moduna bir sıçrayış gerçekleştirmenin zamanı gelmiştir. Önce kendi içimde bir düzen kurmalıyım. Bulaşıklar yıkanmalı, çamaşırlar toplanmalı, düzen denilen olguyu önce içimde kurmalıyım. Kendi derinliğinde kuramadığı bir düzeni ilişkide kurmaya çalışarak başkasını da heba etmemeli insan.
Ertesi akşam eve dönerken yine aynı metroya binmek üzere kartımı okutacakken sarı sarmal bir kedi yoktu yerinde. Hızır mısın be mübarek? Bana nasıl bir gece yaşattın bir bilsen. Etrafa bakınırken bir kadın yaklaştı yanıma. Gözlerinin içi gülerek konuşmaya başladı
“Sarı sarmal bir kediyi mi arıyorsunuz? Ben de göz gezdirdim ama bulamadım. Dün göz göze geldik ve akşam kendi iç dünyamda büyük bir kırılma yaşadım”
Yok artık.
Murat Orçan